Kasım 14, 2019

DALİA MAYA İLE 409. DİYALOG: TEPETAKLAK

DALİA MAYA İLE   409. DİYALOG: TEPETAKLAK

Diyalog Sanat’tayım bu sefer de….

DALİA MAYA İLE

409. DİYALOG: TEPETAKLAK

İSTER BURADAN OKUYUN, İSTER EKLİ LİNKTEN ORİJİNALİNİ OKUYUN http://diyalogsanat.tr.gg/DAL%26%23304%3BA-MAYA-%26%23304%3BLE.htm

Bu gün sizinle “Tepetaklak” yazışalım ne dersiniz?

Dışarıda bir görüşmedeyim ama bir  saat sonra gibi..?

Az önce bir diyalog tamamladım onunla meşguldüm, umarım ilginizi çekecektir.

Nasıl, diyaloglarımızı takip ediyor musunuz?

“Takip edebiliyorum” dersem, pek dürüst olmuş olmam doğrusu.

409.’ su birazdan yayınlanacak

Neyse, biz “tepetaklak’a” geçelim dilerseniz.

Anlatır mısınız?

Ne anlatayım?

Siz sorun ben söyleyeyim.

Nedir tepetaklak?

Önce ben sorayım, tepetaklak diye bir “şey” olduğuna nasıl karar verdiniz?

Tepetaklak gidiyoruz

“İnanç temelli korkulardan nasıl kurtuluruz” başlıklı bir soru açmıştık ve siz de “tepetaklak” olarak şeklinde yanıtlamıştınız…

Anladım. Şöyle diyelim: “Tepetaklak benim yaşam yolculuğum. Biraz da yazı yolculuğum ama aynı zamanda bir tohum. Nerede, ne zaman, ne şekilde filizleneceğini henüz bilmediğim bir tohum, bir fikir şimdilik – beynimin bir yerlerinde sürekli varlığını hissettiren ama henüz kendini ifşa etmemiş, aynı zamanda dünyaya, olanlara ya da olmayana her daim “başka bir bakış” ile bakmak bakabilmek yolculuğu… Tepetaklak durup bakabilme tercihi gibi.

İfşaa edelim o halde, çok severim böylesi ifşaa edilmeyi bekleyen tohumları.

Tohumdan bir kaç cümle rica edebilir miyiz acaba, bize kendini göstersin bir ucundan..?

Yani, aslında o yorumda kelimenin tam anlamıyla her şeye tepe taklak bakarsan inanç temelli (zaten tüm korkular farkında olsak da olmasak da inanç temelli değiller midir) korkuların anlamsızlığını anlar ve o korkulardan arınır ya da en azından kabullenme ile gelecek rahatlığa erme yolunda bir adım atmış oluruz.

Tohumun filize dönüşmesi bir süreç meselesidir ve tohum tam zamanında çiçeğe durur. Tam zamanında göz kırpar bizlere: ne erken ne de geç. Dışarıdan bir müdahale ile süreci hızlandırmaya kalkarsanız, gelişim süreci hastalıklı olacaktır. Tıpkı kozasından çıkamadığını gözlemlediğiniz kelebeğin kozayı gevşetmeniz sonrasında uçamaması gibi…

Ona iyilik yaptığınızı sanırsınız
Ama____

Hangi aşamasındasınız şu an?

Sanırım “demlenme aşaması” demek mümkün.

Tepetaklak’ ın anafikirlerinden bir kaçını rica edeyim o halde. Hiç olmazsa 10 temel esası…

Adı üstünde… Tepetaklak.

Öyle işlemiyor sistem. Evren gibi evrim gibi… Akışta kendi kendine gelişiyor, gelişecek ama amaç aslında pek çok yazımda olduğu gibi tüm içsel algılarımızı, yargılarımızı, ön yargılarımızı ve hatta iç yargılarımızı sorgulamak, “bir daha, bir daha, bir daha” sorgulamak. Taaa ki aslında düşünce dediğimiz şeyin her zaman bu algı /yargı v.s.nin yeniden formüle edilmiş hali olduğunu idrak edene ve dönüşene kadar.

Taa ki insanın dili, dini, rengi, cinsiyeti ya da ona yapıştırdığımız her bir etiketi… ne olursa olsun aslında “ben” dediğimiz varlık / yokluk’ un sonsuz bir sınırsızlık olduğunu ve bu sonsuz sınırsızlıkta ben / sen / o / öteki olmadığını idrak edene dek.

İKİNCİ BÖLÜM: TARİHTEN

Tarih boyunca bu bahsini ettiğiniz ideal veya en iyiye doğru evrilme çabası güden oldukça fazla aydın, yazar çizer, sanatçı, bilim insanı… olduğunu biliyoruz.

Gelinen aşamada günümüz dünyasında hala bu arzu güçlü olduğuna göre, neden başarılamıyor bir türlü?

Ooo, çok derin ve uzun ama şöyle özetlemeye çalışayım: “O süzünü ettiğiniz kişiler her zaman azınlıkta kaldılar. Öte yandan yaşadığımız dünya bir takım evrensel yasalarla işlemekte. Bir düalite prensibi var. Sonsuzluğu ve sınırsızlığı ancak kendi sınırlı bedenlerimiz içinde deneyimliyoruz bu dünyada.

Sınırlı bedenlerimiz ve düalite prensibi.

-Karanlık ve aydınlık dersek eğer söylemek istediğimi basitleme çabasıyla – her daim bu dünyada olacak ve bir tahteravelli misali aydınlık ne kadar yukarı çıkarsa karanlık da en az öyle bir güçle aydınlığı bastırmaya çalışacak. Gelişme bir merdiven misali olur. Bir ya da bir kaç basamak tırmanırsınız ve biraz soluklanırsınız. Aydınlık dönemler soluklanma dönemleridir ama insan biraz soluklandıktan sonra rehavete düşer, o zaman da bir uyandırma borusuna ihtiyaç duyar. Karanlık ve kaos o uyandırma borusudur. Özüne bakarsan aydınlık karanlıktan, karanlık da aydınlıktan ayrı bir şey değildir. Bilmem anlatabildim mi?

Bir başka bakış açısı sunsam ukalalık yapmış olur muyum: “Yani mâdem şimdiye kadar bu arzu (ortak insanlık bilinci) geliştirilemedi ve karşıtlıklar içinde kaybolup gittik, tümünün dışına çıkıp en dışardan bakmamız ve oradan çözüm geliştirmemiz mümkün müdür?”

Elbette, ancak tümün dışından, en dışarıdan baktığın zaman karşıtlık da olmadığını ve hatta karşıtlığın içinde  kaybolmak diye de bir şey olmadığını idrak edebiliyorsun. Ayrıca şunu diyorum: “Hem  “ortak insanlık bilinci” geliştirmek gerekliliği de belki bir illüzyondur?”

Şunu demek istiyorum düşünsel anlamda yaptığımız her şey, Sapiens kitabında Yuval Harrari’nin de anlattığı gibi bir kurguya hizmet etmekten öte bir şey değil
ve bizler bunu yaşam sanıyoruz. Kurgularımızın tamamını da gerçek zannediyoruz. Bir illüzyonun içinde (toplumsal bir illüzyonun) her doğum ile ölüm arasında zaman geçiriyoruz.

Nedir bu dünyanın Yahudilerden çektiği

Hem tek tanrıyı bulup ilan etmişler, O’na oğullar kurban sunmuşlar hem de günümüz dünyasının özellikle bilimsel gelişmesine öncülük etmişler. Onların sırrı nedir?

Ben tabi ki yahudi din adamı değilim. Son dönemde zamanımın bir kısmını Tevrat’ı okumaya ayırdığım doğru. Biraz yorumlara da bakıyorum. Ancak bir Tevrat bilgini bir haham ile çalışma imkanım olmadı henüz. Bu konuda söyleyeceklerim tamamen bireysel düşüncelerim olup değişmeye de oldukça açıktır.

Ancak şunu söyleyebilirim: “Tevrat’ı çok farklı düzeylerde okuyup algılamak mümkün. Bir tarih veya hikaye kitabı gibi okuyabileceğiniz gibi tamamen içsel bir yolculuğa çıkmanız da mümkün ama sır sanırım “sorgulama”da yatıyor.

Spinoza’nın, Spinoza olmadan önce Barouch -Barak iken: “Kutsal kitapta bir tek hakikat bulamadım, ömrümü vermeme rağmen” sözü alınganlık mı yaratır, devrimci ileriye iten bir söz müdür?

Her söz, her zaman her türlü tepkiyi yaratabilir. Zira tepki, kişinin olan karşısında duruşu (algıları, düşüncesi, iç yargıları vs. vs.) süzgeçlerinden geçerek şekillenir yani tepki olanı değil, tepkiyi vereni yansıtır.

Spinoza Tepetaklak mıdır?

Sizce?

Bence değil. Çünkü kendisi onca çaba ve çektiği acılarla ortaya bir şey, farklı bir şey koymuş. Tepetaklak olsaydı: “Evet, kutsal kitapta ben de bazı hakikatler gördüm ama…” demesi gerekirdi.

Peki.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ŞALOM GAZETESİ

Şuradan devam edelim dilerseniz ve isterseniz, bize biraz da Şalom’ dan bahsedin lütfen?

Şalom Gazetesi Türk Musevi toplumunun bir gazetesi.  Haftalık yayınlanan bir türkçe gazete. Her hafta bir sayfası Ladino da dediğimiz ve maalesef artık yeni nesilleirn kaybettiği Judeo Espanyol dilinde çıkmakta.  Gazete aynı zamanda ayda bir kere Ladino dilinde bir ayrı ek demek isemiyorum çünkü ayı aboneleri olan “Al Ameneser” i çıkarıyor. Yine aylık olan Şalom Dergi var. O da bir kültür dergisi.

Çok tarih bilgisine girmeyeyim. Ama gazetemiz sadece Türk Musevilerine yönelik yayın yapmamakta. Bir incelemenizi isterim. Çok farklı konularda ve çok geniş bir yazar kadrosu ile   farklı bakış açılarını değerlendiren bir gazete.

Benim gazetede 2 haftada bir yayınlanan “İsimsiz” başlıklı bir köşem var. Ayrıca zaman zaman sanat yazıları yazıyorum ve Şalom Dergi’de de yayın kurulundayım.

Şunu da eklememe izin verin: “Şalom gazetesi basılı bir gazete olarak abonelerine gittiği  gibi her çarşamba günü gazetedeki tüm yazıları internet sitemizde de yayınlanıyor.  İnternet sitesinde ayrıca Şalom Turkey başlıklı yabancı okurların ilgileneceğini düşündüğümüz yazı ve haberlerin ingilizcesinin yayınlandığı bir bölüm de var”.

İsimsiz’ den bir iki yazı örneğinizi rica edebilir miyim?

Örnek vermeyeyim de size linkleri vereyim.  Dergi yazılarım dışında, tüm yazılarıma internetten yayınlandığı anda ulaşmanız mümkün.

Link’ de olur.

İsimsiz için link:

Sanat yazıları için link:

Dergi ise ancak yayınlandıktan 3 ay sonra internete giriyor.

Onun da linki:

Yazılarıma ayrıca: www.daliamaya.com web sitemden ulaşılması mümkün.

Web sitemde gazete yazılarım dışında farklı yazılarım da yer almakta.

Ayrıca son dönemde www.sansliyazi.com websitesini de yayına açtım.

Şalom Gazetesi için bir noktayı daha eklemek gerek sanırım, Şalom Gazetesinin tüm yazarları gönüllü çalışan bir ekiptir. Bu da önemli bir nokta kanımca.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: ŞANSLI YAZI

Biraz şanslı yazıyı anlatmak isterim.  Eğer merak ediyorsanız?

Tabii ki, mutlu olurum. Buyrunuz lütfen:

Yazı, gazete yazılarının dışında benim için farkındalık yolculuğumun da önemli bir aracı oldu her zaman. Facebook ile birlikte bu yolculukta vardığım farkındalıkları yazdığım yazılarla sosyal medyada paylaştığımda okurların sürekli “bana çok iyi geldi” “tam aradığım cevap bu yazıda” yorumlarını aldıkça, demin yukarıda anlattığım gibi hepimizin bir olduğunu idrak etmeye başladım. İdrak etmeyi özellikle kullanıyorum, zira idrak etme hali anlamaktan öte, insanın duruşunu dönüştüren bir durum.

Sonrasında websitemi yaratırken bu yazıların zamansız olduğunu ve her an birilerine faydasın olabileceğini oysa web sitesinde (facebooktaki kadar olmasa bile) geçmişin karanlıklarında kaybolacaklarını düşündüm. Bunu önlemek için de websitsinde tıklandığında random bir şekilde önünüze yazı açacak bir şanslı yazı bölümü açtım. Bir çeşit tarot kartı gibi… Ancak sonradan şanslı yazıyı ayırmanın daha doğru olduğuna ikna oldum.

Sonuç olarak şanslı yazı, istediğiniz her an tıklayıp bugün şansıma ne varmış diye bakabileceğiniz bir site oldu. Ama bunun da ötesinde dedim ki, toplumun büyük çoğunluğunda bir pazartesi sendromu var. Bu şanslı yazıyı pazartesi sendromuna karşı da bir araç olarak kullanalım. Dileyen sitemize abone olsun, ve pazartesi sabahları eposta kutularında şanslı yazılarını bulsun. Haftaya keyifle başlasın.

Son olarak da dileyen bir arkadaşına şanslı yazı hediye edebilsin istedik.

www.sansliyazi.com böyle bir yolculuk sonucu doğdu.

BEŞİNCİ BÖLÜM: TOHUM

Aslında tohum fikri yukarıdaki örnekte ayan beyan duruyor.

Hayat yolculuğunuzda bir şeyler yapıyorsunuz.

Kendi içinde bir sebepleriniz ve hedefleriniz var mutlaka.

Ama zaman içinde yaptığınız bir sürü birbirinden bağımsız ve ilgisiz görünen şey…

Bir şekilde sizin özünüzde birbirine bağlanıyor.

Her ne kadar, yaşam ne geçmişte ne gelecekte, sadece anda gerçekleşiyorsa da

“An”da her yaptığınız birbiri ile bir şekilde bütünleşiyor.

Ve ektiğiniz tohumlardan bazan bir çiçek, bazan bir ağaç, belki de bir orman oluştuğunu gözlemliyorsunuz.

O çiçek, o ağaç, o orman siz ve sizin çevrenizdeki yansımalara, çevrenize etkileri ve çevrenizden gelen tepkiler…

Ve aslında hepsi aynı bütünün farklı yüzeyleri.

Bilmem anlatabildim mi?

Bugün değil ama bir gün de müzeyi konuşalım isterim. Ama bu arada takipçileriniz arasında tango severler varsa, pazar günü onları müzemizde görmek isteriz.

Ne var diyecekseniz etkinlik linki aşağıda https://www.facebook.com/events/1869155410025825/ detaylı yazısı da Şalom son köşe yazımda:

25 tl bir giriş ücreti olacak.  Gelenlerin mutlaka kimlikleri ile gelmeleri gerekiyor. Sizi de pazar günü aramızda görmek isteriz.

 

Orijinal sayfa linki için tıklayın…

Benzer yazılar

Yorum yazılmamış.