Ağustos 20, 2019

“Duygular, kontrol edilemeyen kaslarımızdır”

“Duygular, kontrol edilemeyen kaslarımızdır”

Türkiye’de ilk sergisini 2013 yılında açan ve o zamandan beri Türk sanatseverlerin takibinde olan sanatçı, tasarımcı, fotoğrafçı Arik Levy geçtiğimiz günlerde İstanbul’daydı.

‘Kaya büyümesi’ yeni Rus neslinin büyümesini ateşleyecek
Onunla ilk defa 2013 yılında İstanbul sergisinde tanışıp sohbet etmiştik.  Eserleri ile olduğu kadar yaşanmış hikâyeleri ile de aklımızı gönlümüzü çelmişti Arik Levy*.

 

Geçtiğimiz hafta, İstanbul’da, Pilevneli’nin yeni ve oyunu değiştiren dev sanat galerisinin açılış sergisinde yer almak üzere İstanbul’da idi.  Hemen ertesi gün de Marka Konferansında konuşmacı. Marka Konferansında bir kahve eşliğinde sohbetimiz, haliyle Pilevneli Mecidiyeköy Galeri ile başladı.

Pilevneli Mecidiyeköy, aralarında sizin de bulunduğunuz ‘Fabrikada:10 Sanatçı / 10 Bireysel Pratik’ sergisiyle büyük bir açılış yaptı.  Nasıl buldunuz galeriyi, sergiyi?

Fevkalade idi. Müthiş bir enerji vardı. Alan da inanılmaz. Pilevneli harika bir iş çıkarmış.  
Galeriler sanat ve sanatçı açısından, düşünceler, mesajlar vs. açısından daha rahat nefes alınabilen alanlar. Sanatın her kültürde, her dinde, her yerde insanlar arasında bir köprü oluşturduğunu görmek her seferinde çok güzel. Orada, farklı bir yerdesiniz. Ne olmak istiyorsanız, o olabildiğiniz bir yer.

Enerji çok farklıydı.

Evet. Her galerinin kendine has enerjisi, dinamikleri olur zaten. Ancak bu alanın özellikle çok iyi bir atmosferi var. Bence sergisi olan her sanatçının işi de bu çeşitliliğe katkıda bulundu.

Sizinle beş yıl önceki görüşmemizde algılardan bahsetmiştik, kodları değiştirmekten. Bu galeri de İstanbul’da sanat algısını, oyunu değiştirdi gibi geliyor bana.

Kesinlikle yeni bir dinamik oluşturdu. Oyunu değiştirmenin ötesinde, yeni bir oyun kurdu.

Ya bundan sonrası?

Bence koleksiyonerler için çok güçlü bir motivasyon üretici olacak,  insanların sanata bakışını değiştirecek.

Devasa bir galeri…

Aslında serginin kurgulanışı önemli. İçerik önemli. Kişilerin ruh halleri önemli. Bir serginin, bir işin başarısı birçok parametreye bağlı. Asla önceden, tam olarak ne olacağını bilemiyoruz. Bilebilseydik her zaman harika sergiler yapardık. Bilemiyoruz, çünkü insanlar kontrol edilebilir değil. Duygu gibi, algı gibi, nefes almak gibi, kontrol edilemez kaslarımız var.

Ama bunları kontrol etmeye çalışıyoruz, farkında olmaya…

Deniyoruz çünkü çılgınız. Evet, farkında olabiliriz ama kontrol edemeyiz. Farkında olmak o duygunun orada olduğunu bilmek demek. Bunun icabına nasıl bakacağımızı bilmek. Belki aksine davranmak. Evet, anlayabiliriz bunu ama kontrol edemeyiz.  Kontrol etmeye çalışırsanız, çok fazla kontrol gerekir ve bir noktada zıvanadan çıkarsınız. Önemli olan, izleyicilerin bir sergiden bir duygu, bir düşünce ile ayrılabilmeleri. Bunun ne kadar büyük olduğu önemli değil. Hatta gezdiğiniz bir sergiden nefret de edebilirsiniz. Çıkarsınız ve arkadaşınıza dersiniz ki, “Nefret ettim.”  Sorar size “Neden?” O zaman düşünmeye başlarsınız. “Gerçekten neden? Neydi beni burada rahatsız eden?” Bunu kazımaya başladığınızda, bilinçlenirsiniz.  Meditasyon yapmak gibi.

Biraz da sergideki eserlerinize gelelim.

İşim, dünyayı birleştirmek. İnsanların düşüncelerine, duygularına dokunuyorum. Sergideki işlerin birçoğunda dikenli teller var. Dikenli tel herkese farklı şeyler ifade ediyor. Evinizin etrafını dikenli telle çevirdiğiniz zaman, evinizin içinde istediğiniz gibi davranabildiğiniz için özgür müsünüz yoksa kendinizi evin içine hapis mi ediyorsunuz? Bir yüzüğü 24 ayar altınla kapladığımda ifade ettiği şey ile mesela gümüşle kapladığımda ifade edeceği şey farklı. 24 ayar altın farklı duyguları, farklı sosyal kodlamaları vs ifade edecektir.

Kodları değiştirmek mümkün.

Eski kodları kolay kolay silip atamazsınız. Belki yüz yıl sonra artık altın satılmıyorsa, belki titanyum en değerli metal olabilir. Ya da pırlantayı düşünün. Nedir ki pırlanta? Ne kadar ihtiyacımız var ona? Kesilmeden önce sıradan bir taştı. Ancak kuvars taşları ile durum farklı. O taşların her zaman bir enerji gücü vardı ve şamanlar bu güçlerin farkındaydı. Hangi taşın hangi durumda şifa vereceğini biliyorlardı.  Parasetamol yoktu, kuvars kullanıyorlardı. Mevcut kodları yok edemeyiz ama yeni kodlar yazabilir, yeni bir şey yaratabilir, insanlara yeni iyi bağlar sunabiliriz.

Duygulardan bahsetsek biraz.

Duygular: kontrol edilemez kaslar. Bilim ve duygular insanları sınırsızca birbirine bağlıyor. Bilimle duyguları karıştırdığınızda konuşma şeklinizde, hissetme ya da analiz etme tarzınızda yeni bir parametre oluşturabilirsiniz. Mesela beynimizle düşünür kalbimizle hissederiz. Ya kalbimiz düşünür, beynimiz hissederse? Tabii ki bilimsel tez, tüm kontrolün beynin elinde olduğunu söylüyor.

Ya iç görüler?

Burası araştırdığımız yer. Belki içgüdü talimatlarını beyin yolluyordur. Bilinç, beyin ve ruh aynı şeyi ifade etmiyor ama bilimsel olarak beyin her şeyi kontrol ediyor. Oysa sistem bir bütün olarak birlikte çalışıyor. Her an yeterince hassas olamayabiliriz. Her an hassasiyet zordur, sınırlarımızı kabul etmeye zorlar bizi. Bu da yapmayı sevmediğimiz bir şey. Yapmak istemediğimiz işleri hep erteleriz.  Kendimizle yüzleşmeyi erteleriz. Birçok bahane buluruz. Oysa kendimizle yüzleşmek zenginleştiricidir.

Ya da birine 17 dakika boyunca sarılmayı deneyebiliriz. O zaman her şey değişecek mi?

Kesinlikle! İnsanlar genellikle on saniyeden fazla, iki sebeple birbirlerine sarılıyor:  Ya çok uzun zamandır görüşmedilerse ya da bir vefat söz konusu ise. Oysa daha uzun sarılmada bir enerji alışverişi var. Beş dakikanın üzerinde sarıldığınızda, o enerji alışverişini hissetmeye başlıyorsunuz. Elektromanyetik bir devre oluşuyor. Dikkat edin, sarılan iki kişi ellerini birbirinin omuzuna doğru koyduğunda orada bir kalp oluşuyor.

Biraz da yeni projelerden bahsedelim.

Hermitage Müzesinin Moskova’da açacağı Modern Çağdaş Eserler Müzesi için dev bir dış mekân heykeli yapıyorum. Bunun için görevlendirilen şanslı sanatçı benim. Sanıyorum hâlihazırdaki en büyük kentsel dış mekân heykeli olacak. Buradaki asıl önemli nokta, büyüklüğünden ziyade toplum ile insanları birleştirici olması. Bu iş için düşüncem, insanları motive edebilmek ve Moskova’ya yeni nesle umut verebilecek bir eser sunabilmekti. Baktığınız zaman Moskova’da Kremlin ve Kızıl Meydan dışında hiç bir şey yok. Moskova ile bütünleşecek, bir anlamda Moskova’nın simgesi olacak bu eserle şehrin atmosferi değişecek.

Moskova’yı çok depresif bulmuştum.

Bu değişecek. Değişiyor. Rusya’nın çok büyük bir potansiyeli var. Bir şeyleri değiştirecek sermayesi ve gücü var. Avrupa’da önemli bir ülke olma çabasındalar. İyi bir enerji yaratacaklar.

Bu heykel ne zaman yerine yerleşecek?

2019 sonunda. Çok heyecan verici! Beş yıldır üzerinde çalışıyorum. Kariyerim açısından oyunu kesinlikle değiştirecek. Çünkü bu görmezden gelinebilecek bir heykel değil. Çok güçlü galeriler, sanatçılarını büyük müzelerde yer alsınlar diye büyük paralarla yapılan büyük şovlara dâhil ediyor. Ama işte bir sanatçılar, bir de rock starlar var. Şimdi burada yüz kişiye sorsanız, Jeff Koons’u 90 kişi kesin bilir. İşini bilmez belki ama bir yerde bir haberde adını duymuştur. “Arik Levy’yi tanıyor musun?” diye sorsanız, beş-on kişi bilir. Moskova açıldığında herkes bilecek! Hermitage’ı herkes biliyor. Moskova’da açılacak yeni müzeyi ve onun simgesi olacak eseri herkes bilecek. Müze büyük bir bina ama nihayetinde bir bina sadece. Heykelin açık alanda yaratacağı hissiyat bambaşka olacak. Biraz Frank Gehry’nin, Guggenheim Müzesi ile Bilbao’da yarattığı etki gibi olacak bence. Bir şekilde bütünü taşıyan araç gibi. Moskova’nın modern ve çağdaş yüzünü heykelim temsil edecek. Paris’in Eyfel Kulesi gibi…

Yani artık sofrada tavuk olmamasından endişe etmiyorsunuz…

Tavuk ve kuzu var artık. Tavuk ve sebze… (Gülüşmeler) Şaka bir yana çok ciddi bir proje bu. Çok büyük sorumluluk. Değişken hava şartlarında dayanıklılığını sağlamak, çok soğuk ve çok sıcağa göre genleşme şartlarını doğru hesaplamak gerek. Ciddi bir mühendislik çalışması söz konusu. Kapoor’dan Koons’a en iyi sanatçıların heyecan verici eserlerini yapan ekiple çalışıyorum.  Ve birlikte yaptığımız işle gurur duyuyoruz. Gerçekten çok özel ve emsalsiz iş yapıyoruz.

Eserin adını da rica etsem…

‘Rock Growth / Kaya Büyümesi’. Pilevneli Mecidiyeköy’deki ana işin çok daha büyüğü.

 

Dalia MAYA

Bu yazı Şalom Gazetesinin 26 Arlık 2018 sayısında  yayılanmıştır.

Benzer yazılar

Yorum yazılmamış.