Ağustos 20, 2019

O yok artık…

O yok artık…

O yok artık. Çocukluğumun mecburi arkadaşı –öyle ya, seçmezdik ki çocukken arkadaşları, bilmezdik seçmeyi de zaten, kim varsa yanımızda o anda, oynardık-; son yıllarımda seçtiğim kardeşim, yalnızlık saatlerimin yoldaşı, dert ortağım… Betty’m yok artık. Yasef’imiz de yok çoktan. Babişim de yok. Ama ben içimde tam ve huzurdayım.

Neyin nerede olup olmadığı değil aslında önemli olan. Kimin yaşamlarımızda her an olup olmadığı da değil. Geçtiğimiz yollarda ne çok acılar çektiğimizin de yok bir önemi.

Yeşil ve mavi…. nasıl yaşar ki insan yeşili ve mavisi olmayan bir şehirde??? Kokusunu çekmeden içine, oksijeniyle beslemeden tüm hücrelerini??? İlla ki yeşil, illa ki mavi 💚💙💚💙 siz görmemeniz de 💙 tam yanıbaşımızda 💙

Önemli olan, şu anımızda şu anımızla ne yaptığımız. Hatta onun da bütün bilgisinde yok çok bir önemi. Önemli olan şu an kendi içinde dengede ve huzurda olabilmekte. İçerisi ile dışarısının bir bütün olmasında. İnsanın yaptığını sevgiyle, şefkatle, aşkla yapmasında. Her ne yapıyorsa.

Bazan bir haber geliyor, acı bir haber; yıkılıyorsun. Beklenilen bir acı haberse bile, yıkılıyorsun. Ne garip değil mi? Hayat duruyor bir an. Bazan göreceli olarak daha kısa, bazan göreceli olarak daha uzun bir an. Hayat duruyor. Acı! Her yerin acıyor: bedeninin her hücresinde hissediyorsun o acıyı. Kolunun üstü acıyor bir an, hani o geçmiş günlerden birinde kolunun üstündeki bir böceği silkelemişti ya, tam orası acıyor. Yanağın acıyor sonra, o her buluşmanızda öptüğü yanağın. Beynin acıyor, uzun dertleşmelerin, sohbetlerin, gözyaşı ve kahkahaların merkezi… Kalbinin çeperi acıyor. Yaşlar sadece gözünden değil, kalbinden de akıyor, beyninden de akıyor. O en karanlık anda sarılmak istiyorsun, en sevdiklerine sarılmak, kutlamak ve kutsamak istiyorsun yaşamı. Ve de aynı anda, gitmek istiyorsun uzaklara, kimselerin uluşamayacağı kadar uzaklara gitmek istiyorsun.  Gitmek, herkesten ve her şeyden gitmek!

Gidiyorsun da zaten. Bir deniz kenarında, bir bahçe rüzgarında, bir kadeh rakının gölgesinde… Belki de sevgilinin kıyısında… Öylece, boş boş oturduğun yerde, gidiyorsun… Hayat duruyor. Bir an duruyor.

Derken…

Derken, kaldığı yerden yeniden başlıyor yaşam. Yeniden yeni bir hayat başlıyor. Ne tamamen aynı, ne tamamen farklı. Biraz daha eksik ama tam ve bütün yine de… Biraz daha boş ama dolu dolu yine de…
Tüm eksikliğe rağmen, huzurda ve dengede buluyorsun kendini…  Gidenin de gittiği yerde huzurda olduğuna inanarak.

Baruh Dayan Ha Emet.

Dalia MAYA

 

Bu yazı Şalom Gazetesinin 10 Temmuz  2019 sayısında Dalia MAya’nın İsimsiz isimli köşesinde yayınlanmıştır. İlgilenen için link: http://www.salom.com.tr/koseyazisi-111167-sonra.html

Benzer yazılar

Yorum yazılmamış.