Haziran 01, 2020

çocuk

çocuk

Henüz ortaokuldaydım… Sanırım iki senelik hazırlık sınıflarını tamamlamıştık… Belki 13-14 yaşlarında… Çocuktuk henüz. Biz çocuktuk ama bizden daha da küçük bir çocuk boynuna asılı bir tabla her Allah’ın günü okul çıkışında kapının yanı başında bekler, tablasında sakız ve şeker satardı. Minicikti… İlkokul yaşında ya vardı ya yoktu. Sabahları da gelir dikilirdi o kapıda her birimizden önce; kış kıyamet demeden her sabah ve her akşamüstü. Acırdık ona, bizler oynayarak, eğlenerek geçtiğimiz kapının yanında o yapayalnız, biçare satacağı sakızın, selpak mendilin, şekerlemenin hesabını tutardı herhalde. İmrenirdi belki de bizlere, çalışmak zorunda olmadığımız için. Acırdık ama adını da sormak gelmemişti hiç aklımıza. “Çocuk”tu o bizim için, okulun kapısındaki şekerci çocuk. Harçlıklarımızdan arttırdıklarımızla, her gün atardık cebimize, çantamıza o tabladan bir şeyler. Derken bir gün o adamı gördük, sokağın bir ucunda, gözlemekteydi şekerci çocuğu. Öğrendik ki, babalığıymış, satışlarını kontrol edermiş; atmasın diye cebine satıştan birkaç kuruş. Ve yine öğrendik ki babalık birçok apartmanın da sahibiymiş aslında! Çocukluk dönemimin en karmaşık sorgulamalarından birini yaşadık bu yeni bilgiyle karşılaşınca… Önce alışverişi kestik, babalığa bir ders verebilme amacıyla. Düşünmüştük ki, tablasından almasak, koymasak cebine üç-beş kuruş, belki vaz geçer babalık çocuğu çalıştırmaktan. Birkaç gün sonra, sonucunu öğrendik bu davranışımızın: dövmekteydi babalık çocuğu satış yapamadığı için.
İkilem ve sorgulama da bu noktada oluştu zihinlerimizde. Kendimizce toplumu düzeltmek adına o tabladan şekerleme almamak, çocuğun dayak yiyerek cezalandırılmasına neden olmaktı, hiç suçu olmasa da… Yüreğimiz elvermiyordu.
Şekerleme almaya devam etmek ise, onun her birimiz gibi oyun alanlarında oynamak yerine, çalışmaya devam etmesine neden olmaktı, aklımız bunu kabullenemiyordu.
Çocuğun bir gece dahi dayak yememesini sağlayabiliyorsak o çocuğa bir mutluluk gecesi yaşatabiliyorduk belki. Öte yandan bunu yaparken toplumdaki sakat davranış şekillerinin süregitmesine destek veriyorduk. Toplum değişmedikçe çalıştırılan çocuklar hep olacaktı. Toplumu yapan bizlerdik. Çocuğu ve günü kurtarmak, geleceğin karanlık olmasına ne kadar destek ise geleceği aydınlatma çabası günün o kadar karanlık olmasına neden.
Seçtiğimiz yolda, mutlaka bir yanlış ve mutlaka bir doğru vardı aynı anda. İşte o yüzden diyorum ki doğru ve yanlış aynı şeyin iki farklı yüzüdür. Sebepleri ayırıp sonuçtan, yargılayamazsınız kimsecikleri hariçten. Ve yaşam bu deneyimlerin tümüdür.
__________________________________________________________________________________

Çocuk kim bilir nerelerde şimdi, hangi yaşam şartlarında yaşıyor. Belki o da başka çocukları çalıştırıyordur, ya da belki de başka kimsesiz ufaklıkların çocukluklarını yaşayabilmesi için çırpınıyordur. Dileğim, ikinci yolu seçmiş olmasında.

Dalia MAYA
01/09/2012
00:47

Benzer yazılar

Yorum yazılmamış.