Eylül 25, 2020

Deneyin Sonucuna inanamayacaksınız

Deneyin Sonucuna inanamayacaksınız

Ve yağmur başladı! Ve yağmur berekettir. Yeni seneye yağmurla girmenin bereketi olsun üzerimizde. Ve akışa bırak kendini sevgili okurlarım.

Yaşamda kızdığın ne varsa, bırak bu sabah yağmurla aksın, gitsin. Toprağa karışsın. Karıştığı toprakta elensin, hücrelerine ayrılsın. Yoğrulsun toprakta  solucanların kıpırtısı altında, taşların, kumların arasından süzülsün. Süzüldükçe incelsin. İnceldikçe, geçmişe dair kızgınlıklar, tutukluklar; geleceğe dair korkular, endişeler yok olsun.

Bırak bu sabah kendini yağmura. Bir yağmur damlası gibi hafifle. Taşıma, ruhunda geçmişin acılarını. Acının insana dair değil, acının insanın değişime direnmesine dair olduğunu anla. Değişime direnmenin düşünceye dair olduğunu fark et. Acıtan ne varsa, sen onun geçmesine izin vermediğin için acıttığını idrak et. Bırak, geçsin gitsin yanından. Acının yüreğe değil, acının beyne dair olduğunu fark et. Acının sevgiye ve sezgiye değil acının düşünceye dair olduğunu idrak et.

Yaşamın, -doğada da olduğu gibi-  aslında düşünceye dair olmadığını idrak et.  İdrak et, sen doğadan ayrı değilsin. Sen başlı başına doğanın kendisisin. Yaşamı düşüncelerinle değil, yaratıcılığınla akışa uyum sağladığınca gerçekleştiriyorsun.

Düşüncenle, zaten var olduğun yaşam üzerinde bir kurgu, bir hikâye, bir film yarattığını idrak et. Bu filmi yaşamın sanıyorsun.

Hikâyenin bir aşk hikâyesi mi yoksa bir savaş mı, filmin bir rüya mı yoksa bir kâbus mu olacağına kendi kendine karar verdiğini idrak et.

Bireysel olarak ya da toplumsal bazda, yaşamakta olduğun hayatı kendin yarattığını fark etmek için daha ne kadar bekleyeceksin? Anlamak için, doğada her şeyin sadece olduğu gibi olduğunu? Ve her şeyin sadece akışta olduğunu?

İnsan doğar, büyür ve ölür. Tıpkı şu bahçendeki ağacın yapraklarının her yıl, mevsiminde yeşerip sonra da sararıp solması gibi. Bu sadece değişimdir. Ağaç yılar boyunca, kuruyana dek, oradadır. Ve insan müdahale etmese o ağaç, kuruyup kömüre dönüşmeden başka ağaçlara da kendinden can sunar. İnsan da öyledir. Doğar, yaşar ve ölür. Ona sunulmuş bu yaşam süresince yaşamını yaratır. Korkular, endişelerle mi yaşayacağız? Yakın geçmişte bu dünyadan geçmiş olan canları düşün. Tarık Akan’ı, Mair Gaon’u, Elie Wiesel’i, Şimon Peres’i…  Çeperimize yaklaşanla paylaşarak, katarak çoğalarak mı yaşayacaksın? Elie Wiesel gibi geçmişin acılarını, bir daha asla tekrar etmemesi için bir ömür boyu yaşanmışlıkları anlatıp farkındalıkları yükseltmeye mi çalışacaksın? Ya da Şimon Peres gibi, barışın dünya üzerinde herkes için mümkün olduğuna dair umutla ve bunu gerçekleştirmek üzere çalışarak mı?

Korkuları, endişeleri bir kenara bırakıp da akışa geçtiğinde insan, bu hayata gelişindeki görevinin bilincine varıyor. İçindeki yaşam dürtüsünün yanı sıra  hücrelerine kazınmış misyonuna dair harekete geçmeye de izin vermiş oluyor.  Korku ve endişelerin nasıl bir direnme olduğunu görüyor. Direnmeyi bıraktığında ise yaşamın sadece olduğu gibi olduğunu, gerçekte ne itilme ne de çekilmeye maruz kaldığını fark ediyor. Olduğu yerde, olduğu anda, olduğu halde olabileceğinin en iyisi olduğunu biliyor.

Kimi sakin bir ilkbahar sabahı serin sabah rüzgârında, güneşin yumuşacık okşadığı bir derenin suyu gibi akarak aşkla sarıp sarmalıyor çevresinde her ne varsa. Kimi bir volkan misali, hücrelerinde yanan ateşle heyecan içerisinde gerçekleştiriyor yaşamı. Her an patlayacak bir volkan misali her an yepyeni bir heyecan…

Su ya da volkan… İnsan kendini olduğu gibi kabul ettiğinde ve bu kabulün sonunda kendini akışa bıraktığında mutluluk ya da mutsuzluk,  başarı ya da başarısızlık, kıyas ve çekememezlik, ya da insan düşüncesine dair ne varsa, yok oluyor.

Ben bu yazıyı kaleme aldığımda 5777 yılının kefaret günü Kipur’u henüz idrak etmemiştik. Sizler okuduğunuzda, Kipur tamamlanmış olacak. Kendini düzeltmek, tekamül etmek ya da nasıl derseniz deyin, gelişmek için güzel bir dönem. Direnmede olarak, kıyas yaparak, belki kendim olmayarak, kendimi akışa bırakmayarak sizleri isteyerek ya da istemeyerek kırmış olabilirim. Aslında en çok kendini kırar insan. Belki de en çok kendinden özür dilemeli, en çok kendini bağışlamalı.

Yaşam defterine adlarımızın yazıldığına inandığımız şu günlerde, ben kendimi ve hepimizi bağışlıyor ve düşünceye dair ne varsa, yağmurla birlikte toprağa akıtıyorum. Hayatı hak ettiği gibi ve kendime uygun olan yaşamı direnmeden, korku ve endişelerden sıyrılarak yaşamayı diliyorum.

Deneyin, ne kadar rahatlatıcı ve huzur verici olduğuna inanamayacaksınız.

Gmar Hatima Tova.

Dalia MAYA
13/10/2016

 

Bu yazı Şalom Gazetesinin 13/10/2016 tarihli sayısında Dalia MAYA’nın İsimsiz adlı köşesinde yayınlanmıştır. İlgilenen için link: Deneyin, sonucuna inanamayacaksınız

 

 

Benzer yazılar

Yorum yazılmamış.