Nisan 16, 2024

Boş görünen bu mekân gerçekten boş mu acaba?

Boş görünen bu mekân gerçekten boş mu acaba?

Şehir değişiyor, değiştikçe kimi yaşanmışlıklar geride kalırken, kimileri de yeni kimliklerle tekrar çıkıyor karşımıza. Bu hafta İstanbul Bienali’ne paralel etkinlikler kapsamında geçmişi uzun yıllara dayanan iki ayrı binada gerçekleşen iki sergiyi gezdik sizler için

Artık orada değiller. Gitmişler. Zaman içinde işlevini kaybetmiş bir mekândayız. Kimse kalmamış. IMG_5711Ancak sesler sinmiş duvarlarına bu eski Rum okulunun. Tabiat bilgisi odasında eski haritaların ve insan bedeninin anatomik yapısını tanıtan bir plastik modelin yanı başında eski bir deri koltuğa oturmuş Kırmızı Başlıklı Kız’ın masalını okuyor bir kız henüz okumayı söktüğü İngilizcesi ile… Yanındaki koltukta öğretmeni mi, arkadaşı mı oturuyor acaba? Yoksa siz mi oturuyorsunuz? Ana girişte, matematik dersindeki –belki de İngilizce dersi – çocukların topluca sayı saydığını duyuyorsunuz. Kahkahalar eşlik ediyor bu derse. Göçten nasibini aldığı için artık öğrencilerine hizmet vermeyen okulun boş sınıflarında Kalliopi Lemos’un eserleri ile baş başayız. Bir de geçmişin aynasından bugüne yansıyan çocuklarla. Dersi yazan bir çocuğun elindeki tebeşirin kara tahtanın üzerinde çıkardığı ses, diken diken ediyor tüylerimizi. Yarı insan–yarı hayvan varlıklar karşılıyor her sınıfta izleyiciyi. Bir öğretmen edasıyla, kulakları her detayı duymaya açılmış, bakışlarında dikkat ama biraz da hüzün…Sıraların üzerindeki yazıları okuyorum. Çocuk işçilerden, çocuk evliliklerinden, çocuk tecavüzlerinden, çocuğa ve kadına şiddetten bahseden gazete haberleri. Her nerede olursa olsun, ama daha çok az gelişmiş olarak nitelediğimiz topraklarda toplumsal sıkıntılara özellikle de çocukların, hatta kız çocukların yaşadığı sıkıntılara işaret eden haberler. Ben okurken, zil çalıyor. Bir koşuşturma içinde teneffüse çıkıyor çocuklar. Teneffüs bitip de yeni başlayan derste yoklama alınırken, kenarına ilişmiş olduğum sıradan kalkıp sessizce çıkıyorum bu sınıftan gözlerim yaşlı.

Bu sefer ayakları pençeleşmiş, kolları kim bilir hangi eziyetler sonucu garip kanatçıklara dönüşmüş ama bunun ötesinde mükemmel bir genç kız bedeni ile karşılaşıyorum lise 3 sınıfında. Kadınlığı özellikle vurgulanmış bir beden. Bedenin güzelliğinin ruha edilen eziyetlerin nedeni olduğu vurgulanır gibi. Ancak koltuk değnekleri ile duruyor ayakta. Eziyetin bedeni şekilsizleştirdiği bir anın sonsuza yansıması sanki. Bu sınıfta da fahişeliğe zorlanan kızların, cinsel olarak taciz edilenlerin, pedofili kurbanlarının haberlerini içeren yazılar var. Neler yapmışız, neler yapmaya devam ediyoruz kızlarımıza; artık orada olmasalar bile uzun uzun anlatıyorlar. Sadece kimliklerinden dolayı -belki de farkında bile olmadıkları kimliklerinden dolayı- nasıl ötekileştirildiklerini anlatıyorlar. Kimileri ötekileştirildikçe birilerinin de nasıl canavarlaştığını anlatıyorlar.

Arkamı dönüyorum muhteşem Haliç manzarası selamlıyor beni gökte güneşin parladığı bu sonbahar günü. Oysa duvarlarda kat kat boyalar dökülüyor. Yılların boyaları lime lime akıyor yerlere. Ağlıyor sanki duvarlar her düşen boya parçası ile… Sarı, mavi, kiremit, yeşil renkte birer damla gözyaşı. Her damla farkındalığa dönüşüyor izleyicide. Her farkındalık eninde sonunda sorunun ortadan kaldırılacağına dair bir umut taşıyor beraberinde. Gidenler gitti, onlar için yapacak bir şey yok maalesef artık; ama onlar, yüreklerimize kazıdıkları farkındalıkla bu zulmün sonunun gelmesine aracı olacaklar bir gün.

Bienale paralel etkinlikler arasında sayılan Kalliopi Lemos’un ‘Ben benim, dünyalar IMG_5730arasında ve gölgeler arasında’ sergisini, Fener’de Kırmızı Mektebin yanındaki Ioakimion Rum Kız Lisesi’nde 10 Kasım’a kadar gezebilirsiniz. Vaktiniz varsa aşağı Vodina Caddesi’ne indiğinizde
kısa bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz Derviş Baba Kahvesi’nde bir sıcak çay içmeyi ihmal etmemenizi öneririm. Ya da bir sergi daha gezebilirim diyorsanız 536 yıllık Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda
Su. Aşkın gözyaşları gibi’ sergisine uzanıp, İoakimion Okulu’nda biriktirdiğiniz sevgi yaşlarınızı sanatçı Angelo Bucarelli’nin İstanbul’un etkisiyle gerçekleştirdiği ve binlerce yıldır bu topraklarda çeşitli kültürlerin yeşermesine neden olan suyun yaşları enstalasyonuna katıp günü tefekkürle tamamlayabilirsiniz.

Dalia MAYA
02/10/2013

Bu yazı Şalom Gazetesinin 02/10/2013 tarihli sayısında yayınlanmıştır. İlgilenen için link: Boş görünen bu mekân gerçekten boş mu acaba?

Benzer yazılar

Yorum yazılmamış.