Ekim 01, 2020

Bir yol daha var

Bir yol daha var

Bir anormallik çağında yaşıyoruz, adına normal dediğimiz. Yeni normal dediğimiz. Bir tarafta tavan yapmış korkularımız, bir tarafta evlerimize ve belki de kendimize kapanmışlıklarımız… Bir tarafta kızgınlıklarımız, kabullenemeyişlerimiz. Buluşsak da bulaşamayışlarımız… Sarılamayışlarımız. Yaşam… Şekillendirmeye çalıştığımız ama hele de şu son dönemde bizi şekillendirmesine izin vermek zorunda kaldığımız… Yaşam! Öylece akan… Özlemlerimiz… En çok da ‘normal’e özlemimiz. ‘Eski’ dediğimiz normale.

Neydi peki bu normal dediğimiz? Akşamdan saatini ayarladığımız için sabah köründe çalan telefona uyanmak mıydı normal? Bir gözü açıksa bile diğerini açabilmek için işe giderken yolda içilmek üzere alınan karton bardakta bir koyu/sütlü kahve miydi normal? Şehrin trafik keşmekeşinde olmadık yere park eden aracın önümüzü kesmesi yüzünden zaten zamanla yarıştığımız saatlerde kornaların gürültüsüne katlanmak mıydı normal? Varoluşu görevlere, görevleri mecburiyetlere, mecburiyetleri başarılara, başarıları streslere yüklemek miydi normal? Her an bir şeylere/birilerine yetişme çabasında bir yarış hali miydi yaşamlarımızı ‘normal’ kılan? Her an bir şeyleri kaçırma korkusu muydu? Sürekli bilgi biriktirme, öğrenme, yükselme mücadelesi miydi ‘normal’? Kendimizi çok çeşitli bilgilerle çeşitlendirme, çeşitlendirdikçe etiketleme, etiketledikçe büyüme, görünme, hatta bir öne çıkma mücadelesi miydi normal? Bir ‘-mış gibi’ var oluş muydu? Bir sıradanlık hali miydi ‘normal’?

Yoksa bir oluş hali miydi normal? Her nefeste yaşamın, sadece var oluşun, belki de sırf bir farkındalık oluşun bilincinde olmak mıydı? Doğanın farkındalığının. Ve doğanın bir parçası olan biz insanların farkındalığının? Kendinin, kendi özünün farkındalığının? Olanın, olmakta olanın ve hatta olacak olanın farkındalığında, anın içinde bir varoluştan öte bir şey olmadığını idrak etmek miydi normal? Asıl normal gerçek dış dünyamız olan doğa ile bir uyum içinde olabilmek miydi?
İhtiyacı hissettiğimiz sırada, ihtiyacımız kadar beslenmek, ihtiyacımız kadar yemek, ihtiyacımız kadar uyumak, ihtiyacımız kadar hareket etmek… Basit ve sadece gereksiz kalabalıklarından arınmış, sıradanlıktan sıyrılmış, kendi özgürlüğünün ve özerkliğinin, kendi biricikliğinin dengeli ve oluş halindeki bilinci miydi yoksa normal?

Belki de, dengesini bozdukça insanlığın da yuvayı artık bulamayacak kadar yolundan çıktığı bu dünya üzerinde bizlere mecburi kılınmış bir ‘gerçek normale dönüş’ yolculuğudur bu pandemi?
Kim bilir belki de ormana gidip kuşlar gibi gamsız, tasasız; bir ağaç gibi durup etrafı izlemekti normal? Belki de, denizin püfürtüsüne dokunmak, ağacın hışırtısını söylemek, yağmurun lezzetini tatmak, doğada dengelenmek, doğayı yaşamaktı normal?

***

Bir dönemin sonu oldu belki pandemi. Nitekim geçtiğimiz cumartesi günü (22 Ağustos), dünya için12020 yılının limit aşımı günü idi. Gezegenimizin 2020 yılı için sunduğu kaynakları tükettiğimiz ve 2021 yılına borçlanmaya başladığımız gün. Dünya üzerindeki yenilenebilir kaynaklar ile insanların bu kaynaklara yönelik talebini değerlendiren araştırmalar yürüten Küresel Ayak İzi Ağı’nın (Global Footprint Network) verilerine göre geçen yıl 29 Temmuz olan Dünya Limit Aşımı Günü, hesaplanmaya başlandığı 1970 yılından bu yana ilk kez bu yıl geri gelmemiş. Tersine, ilk kez bu yıl, doğa kaynakları tüketme hızımız geçen seneye göre daha düşük olmuş: Doğal Hayatı Koruma Vakfının bildirdiğine göre, Limit Aşımı Günü bu yıl 3 hafta ötelenmiş. Evde kaldığımız, bildiğimiz normal yaşam şeklimizi kısıtladığımız dönemde doğa üzerindeki etkimiz azalınca, gezegenimizin hızla kendini yenileyebildiğini, ekosistem dengelerini iyileştirebildiğini gösteriyor.

Belki virüsün etkileri azaldıkça ya da biz dünya insanları bu etkilerle uzlaştıkça, yaşam yine eskisi gibi cereyan edecek. Yine koşturacağız belki oradan oraya ipini koparmış köleler misali. Yine canlanacak belki de o eski mücadele bilincimiz. Yine unutacağız yaşam döngüsünün aslında bir oluş hali olduğunu. Var olmak için yok etmekte olduğumuz doğamıza ihtiyacımız olduğunu. Bir matrix misali eski yaşam tarzlarımıza döneceğiz. Koşturmalarımıza… Etiketlerimize… Mücadelelerimize… Başarı odaklı yıpratıcı yaşamlarımıza…

Ya da…

Bir yol daha var. Bildiğimiz. Yüzlerce yıldır unuttuğumuz. Pandemi süresince belki de kendimize dönüp kendimizde hatırladığımız… Bu süreçte tüm özlemlerimizin bizlere temelden işaret ettiği… Bir kuş misali, durmak gerekince durmanın, uçmak gerekince uçmanın yolu… Yine bir kuş misali durmak isteyince durmanın, uçmak isteyince uçmanın yolu… Doğa ile uyumda ve sevgide olmanın yolu. Almanın ve vermenin, paylaştıkça çoğalmanın yolu. Dengenin ve mutluluğun yolu.

Her zaman olduğu gibi, seçim her birimizin. Ben bu son yola niyet ediyorum.
Ya siz, sizin yolunuz hangisi?

 

 

Meraklısına not:
Türkiye için 2020 yılı limit aşımı günü ise ne yazık ki, 26 Haziran oldu.

2 Uzmanlara göre, limit aşımını
*  – 8 gün ötelemek için dünya genelinde 350 milyon hektarlık bir ağaçlandırma yapılması gerek.
* – 13 gün ötelemek için dünya üzerinde özel ulaşımı yarı yarıya indirebilmek gerek
* – 93 gün ötelemek için karbon tüketimini yarıya indirebilmek gerek

Dalia MAYA

 

 

Bu yazı Şalom Gazetesinin 26 Ağustos 2020 sayısında Dalia Maya’nın İsimsiz isimli köşesinde yayınlanmıştır. İlgilenen için link: 

 

Benzer yazılar

Yorum yazılmamış.