Ağustos 06, 2020

ağaçlara bir adama

ağaçlara bir adama

Mutfak penceremin önündeki ağaca takıldı gözüm bu sabah. Yeşilden bakıra, bakırdan turuncuya, hatta sarıya sonbaharın sıcak renklerini tüm ihtişamıyla taşıyan koca ağaca… Derken başka bir ağaç geldi gözlerimin önüne… Yıllar evvelinde başka yerdeki, başka bir pencerenin önündeki bambaşka bir ağaç… Pudralı yeşil ve gümüş yansımalarıyla sabahlarımı aydınlatan bir ağaç… Hafif ilkbahar esintisinde her zaman hışır hışır sesini sevdiğim… Salındıkça, gümüşi yansımalarına aşık olduğum, çocukluğumda yatak odamın penceresinden seyrettiğim, ve her seferinde hayallere dalmamı tetikleyen bir ağaca… Aşık olduğum ilk ağaç! Zeytin ağacıydı herhalde… Bilmezdim ki o yaşlarda… Sormak da hiç aklıma gelmemişti. Zaten adının ne olduğu önemli de değildi benim için… Sadece vardı… Varlığıyla beni ne hayallere, ne mutluluklara taşımıştı…
Derken garip seslere uyandım bir sabah… Ne oluyor dememe kalmadan, tüm ihtişamıyla yere serildi o güzelim ağaç… Engel oluyormuş bilmiyorum neye… Küçücük yaşımda, ne kadar üzüldüğümü hatırlıyorum o canım ağacı koruyamadığım için. Oysa ne ekoloji bilirdim o yaşlarda ne de ekonomi… Saf sevgisi ile beslemişti ağacım o güne dek beni. Ve ben, saf sevgimle üzülmüş, yas tutmuştum “ağacımın” ardından.
Bugün, bunca sene sonra, o ilk ağacımı anımsadım nedense… Doğayı değil, kendimizi düşündüğümüz için, boş yere kesilen ağaçlara bir adama olmalı bu yazı öyleyse…
Dalia MAYA
24/11/2011

Benzer yazılar

Yorum yazılmamış.