Temmuz 02, 2020

RenkAhenk

RenkAhenk

 

İzliyordu… Görevinin dans etmek, izlemek ve sevmek olduğunu fark ettiğinden beri izliyordu. Kendisini izliyordu öncelikle… Gelip geçen düşünceleri… Onu ağlatanları… Canını acıtanları… Güldürenleri de… Ne zaman sevgide hissettiğini, ne zaman sevgiden düştüğünü… Sanki iki kişiydiler bir bedende yaşayan.  Biri düşünen, hep ben diyen, şikayet eden, asla mutlu olmayan. Diğeri nefesin akışında, huzurda, coşkulu ve mutlu olan. Huzurlu ve mutlu olup olmadığını dahi düşünmeyen. Sadece olan, olduğu gibi olan! Sonra etrafı izliyordu. Kuşları, çiçekleri, denizi, insanları… kitap ve film kahramanlarını…

 

Bazan unutuyordu. İzlemeyi unutuyordu. O zaman bir çiçek kokusu ya da bir kuş cıvıltısı hatırlatıyordu: “Geri gel! Düşüncelerinde gittiğin geçmişten ya da korkularında gittiğin gelecekten geri gel. Nefese gel. İzlemeye gel.

 

***

 

RengAhenk gezegeninde bulmuştu bu sefer kendisini.  Farklıydı burası sarı gezegenden. Her renk vardı burada. Bir disko salonunda patlayan flaşlar gibi patlıyordu her an bir renk. Her renkle beraber bir varlık belirliyordu gözünün önünde. Burada yoktu bir bedeni. Kocaman devasa bir gözdü D burada. Düşünce yoktu. Söz zaten yoktu. Sadece görüntü vardı. Her an bir flaş patlıyordu. Çoğunlukla sarı da olsa, her flaş başka bir renkteydi. Sarıdan mora, maviye, yeşile, alacalılara… Evrenin her rengi, her mevsimi, her hali mevcuttu renkahenk gezegeninde.  Her patlamada bir görüntü. Her görüntüde bir yaratık… Şekil şekil, renk renk yaratık. Üçgen suratlar, uzun saçlılar, koca kafalar, garip bedenler, çivililer, yuvarlaklar… Şekil şekil, renk renk… Metalikler, maviler, morlar…  Her biri kocaman bir göz! Anlamaya çalışıyordu.  Neden buradaydı ki? Neydi buradan alacağı? Ya da neydi buraya bırakması gereken? Kimdi bu koca , koskoca göze görünenler?  Çeşit çeşit, şekil şekil tarifsiz yaratıklar?

Farklı yaşamlardan geçmişti. Farklı varoluşlar geçiyordu önünden. Her geçişte istemsizce kırpılıyordu göz.

 

Her kırpmada bir nefes. Her nefes bir yaratık. Her nefes var ediyordu sanki onları. Her nefesin yok ettiği gibi…  Her yaratık, hatta bütün evren gözün nefesine sığarmış gibi… Sığarmış da görünüşe bakılırsa!

Derken birleşti görüntüler. Bir araya geldi tüm o yaratıklar.. Dev bir göz oldu. Pırıl pırıl bir göz. Bakan göz göze baktı. Ve bakan göz baktığı göz oldu. Bakan ve bakılan bir oldu. Her nefeste bir daha yarattı bütün yaratıkları. Her yaratık ondan bir parçaydı çünkü. O nefes aldıkça, evren de nefes alacaktı.

 

O zaman anladı… Gözünün pırıltısına sahip çıkmayı öğrenmeye gelmişti RengAhenk gezegenine. “Artık kimseye verme” dedi “o pırıltıyı. O pırıltı senin.. Ve sen sahip çıktıkça gözünün pırıltısına, yaşam da pırıldayacak.

O yüzden” dedi kendine “bundan sonra sen ol. Sadece sen ol. Sen sen ol.”

Gerisi çok güzel olacak.

 

Dalia Maya

 

Benzer yazılar

Yorum yazılmamış.