Kasım 27, 2020

Gıda da bizim, dünya da bizim, gelecek de bizim

Gıda da bizim, dünya da bizim, gelecek de bizim

Ve hayat devam ediyor. Dostlarımla konuşuyorum. Bir taraftan bitmeyen bir pandemi hikayesi. Bir taraftan pek bir şey anlamadan gelip geçen yazın son demleri. Bir sıkışmışlık hissi hemen herkeste. Bir kuraklık halleri her birimizde. Tıpkı dünyanın topraklarında olduğu gibi bir kuraklık halleri.

Ancak kuraklık varsa, bunun en büyük sorumlusu da biz insanlar. Kuraklık varsa, ağaç ekerek, tohum ekerek yeni bir toprak yaratmak mümkün. Tıpkı heyecanlarımızda, hayallerimizde kuraklık olduğunda önümüzdeki o boş deftere yeni heyecanlar, yeni hayaller yazmanın mümkün olduğu gibi.

Dilerseniz biz toprağın kuraklığına göz atalım bugün. Topraktan uzak büyümüş, toprağa uzak bir şehirli olarak, son dönemlerde -özellikle de İstanbul’da bir slow food birliğinin, Slow Food İmalathane İstanbul’un üyesi olduğumdan beri- toprakla, tarımla, hayvancılıkla ilgili daha çok belgesel izlemeye, daha çok okumaya başladım.

Yeni bilgiler edindim.

Yıllarca, ‘modern’ dediğimiz sistemlerle toprak anayı çölleştirdiğimizi öğrendim üzülerek. Son 50 yılda dünya üzerindeki verimli toprakların üçte birinin modern yöntemler yüzünden çölleştiğini öğrendim.

Toprak, her ne kadar biz cansız addetsek de, yaşayan bir organizma. Sadece üzerinde yetişenlerle değil, ama ta derinlerine kadar yuva olduğu böcekler, bakteriler, kök ağ sistemleri ile verimli ve doğurgan bir organizma. Bir rahim. Ana. Hepimizin anası. Toprak Ana.

İnsan bedenindeki, insanı insan yapan hücrelerin de büyük bir bölümü, bakteri. Yani diyebiliriz ki, insanı insan yapan şey bir anlamda topraktan, gıdadan aldığı kimi mikroplar, bakteriler…

Modern tarım yöntemleri toprağın içindeki yaşam ağlarını parçalarken tek tipe indirgenmiş tohumlar da toprağın, dolayısıyla ürünün çeşitlenmesine engel oluyor. Biyo çeşitlilik yok ediliyor. Ürün tek tipleşip belli bir organizma içinde sabitlenirken doğada evrimleşme devam ediyor, mikrop, böcek ve bakteriler çeşitleniyor. Böyle olunca doğanın normal evrimleşmesine uyum sağlayamayan tarım ürünlerinin kontrol altında sağlıklı ve verimli yetişmesini sağlayabilmek adına daha çok ilaç, daha çok kimyasala ihtiyaç duyuluyor. Daha çok kimyasal ise gerek toprağın gerek o toprakta yetişen ürünleri tüketen biz canlıların bedenine nüfuz ediyor. Daha çok kimyasal daha çok kurutuyor, daha çok çölleştiriyor toprağı da insanı da. Hastalıklara daha açık hale getiriyor.

Kısa vadede daha çok ürün elde ediliyor gibi görünse de uzun vadede toprak çölleştikçe erozyonlar artıyor, yağmurlar çekiliyor. Çünkü yağmur, ağacı özler düşmek için toprağa.

Bir de hayvancılık meselesi var. Hayvanların çayırlarda tarlalarda, dolaşması, gübrelerini toprağa kattığı verimin ötesinde faydalı imiş. Öğrendim. Toynakları ile ezdikçe toprağı daha verimli olmasına destek olurlarmış. Dahası tarım ve hayvancılığın geleneksel yöntemlerle yapılması halinde, günümüzde olduğu gibi tarımdan ayrı sürdürülen hayvancılık işletmelerinin yarattığı yüksek karbon ayak izi de söz konusu değilmiş.

Görünen o ki, bilim insanlarının hiperbolik iskonto dedikleri bir sistemin kurbanı olmuşuz. Kısa vadeli kazanımlar için uzun vadedeki çok büyük bir kazanımdan vazgeçmişiz. Böyle giderse önümüzdeki 50 yılda dünya üzerindeki ekilebilir topraklar iyice sıfırlanacak. Kuraklık kaçınılmaz olacak.

Her ne kadar uzayda yaşanılabilir bir ortam arayışı devam ediyorsa da, insanlığın geleceği, bu dünyada. Bu ‘toprak ana’da.

1980’lerde İtalya‘da Carlo Petrini liderliğinde kurulmuş, iyi temiz ve adil gıdayı ön plana çıkaran, üreticiden sofraya doğrudan bağların kurulmasını teşvik eden slow food hareketinin etkinliklerinden biri de iki yılda bir düzenlenen Terra Madre /Toprak Ana fuarı. Bu yıl ilk defa fiziksel etkinliklerin yanı sıra -yine pandemi nedeniyle- sanal ortamda ekim ayından Nisan 2021’e kadar çok çeşitli ücretsiz etkinliklerle sürecek olan bu fuara Türkiye’den etkin slow food birlikleri de çeşitli çalışmalarla katılım sağlayacak. Geleneksel üretim yöntemlerinin paylaşıldığı, kaybolmakta olan lezzetlerin yaşatılmaya çalışıldığı dünya çapında bir fuar Terra Madre fuarı. Doğal üretim yapan üreticilerin tüketici ile buluştuğu dev bir yeryüzü pazarı. Dünyanın çölleşmesi, eko sistemler, açlıkla mücadele, gıda ve siyaset ana temaları üzerinde yoğunlaşacak etkinliklerde insanlık için bir acil eylem planı da oluşturulmaya çalışılacak. Forumları, eğitimleri, unutulmaya yüz tutmuş ürünler hakkında bilgileri, nasıl yapılır videolarını, sohbetleri evimizin konforundan takip etmek bilinçlenmek ve yaşadığımız bu dünyanın doğal verimliliğine katkıda bulunabilmek adına önemli bir adım kanımca. Nihayetinde gıda da bizim, dünya da bizim, gelecek de bizim.

Unutmadan, gazetemiz eski yazarlarından Action Kaşkarikas’ın kurucusu Sibel Cuniman Pinto’nun da atıksız mutfak üzerine bir çalışması Terra Madre etkinliklerine dahil.

Dalia MAYA

 

Bu yazı Şalom Gazetesinin 7 Ekim 2020 sayısında Dalia Maya’nın İsimsiz isimli köşesinde yayınlanmıştır. İlgilenen için link: https://salom.com.tr/koseyazisi-116051-gida_da_bizim_dunya_da_bizim_gelecek_de_bizim.html

 

Benzer yazılar

Yorum yazılmamış.